1 Şubat 2011

Garip Huylarımız...

Bir zamanlar bana mail yolu ile ulaşmış komik ama bir o kadar da düşündürücü bu garip huylarımızı sizinle paylaşmak istiyorum.. 


Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mültecilermiş gibi bakarız? 

Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye`yi bulmaya çalışırız yoksa Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır? 

Neden birbirimize sarılınca sağa sola sallanırız? 

Neden öğrenciler ilkokul 5. sınıfa kadar öğretmene "öğretmenim" diye seslenirken 6. sınıfta bir anda "hocam" diye seslenmeye başlar? 

Neden sınavlarda "3 yanlış bir doğruyu götürür" şeklinde bir uygulama ile cezalandırılır da; "3 doğruyu bil, bir doğru da bizden" gibi bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez? 

Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıktığında kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır, yoksa ondan tırstığımız için midir? 

Neden dükkanı kapatıp giden esnaf, kapıya "10 dakika sonra dönücem" yazar? Esnafın ne zaman gittiğini nasıl anlarız? 

Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye`deki herkesin izlediğini zanneder? Örneğin; 70 milyon bizi izliyor 

Düğünlerde neden "Dom dom kurşunu" ile göbek atılmaktadır? "Bir avcı vurdur beni, bin avcı yedi beni" gibi sözlerle kendinden geçen başka bir millet var mıdır? 

Cumartesi ve pazartesinin neden kendi isimleri yoktur? (Cuma-ertesi, pazar-ertesi)

Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde en kısa mesafe neden "indi-bindi" olarak tabir edilmektedir? Önce inilip, sonra mı binilir? Bir terslik yok mudur? 

Bir programı bilgisayarımıza kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul etmiyorum" seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp programı aldıktan sonra "kabul etmiyorum" seçeneğini işaretleyen saf kişiler mevcut mudur? 

Bulmacalarda neden boru sesinin karşılığı hep "ti" dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç "ti" diye ses çıkaran boru görmüşler midir? 

Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" şeklinde yazılır? Hipokrat yemininde "arabamı temiz kullanacağım" diye bir madde mi vardır?

15 Ocak 2011

Masal

  Seni anlattı gökyüzü. Anlatırken dayanamadı, ağladı.
Bir masal tadında anlattı seni. Uyumama yardımcı olmadı ama o çok ağladı.

  Aslında biliyordum bu masalı; bizim masalımızı. Her dakika içindeyim zaten ama.. Bir başkasından dinlemek tuhaf yapıyor adamı. Sevgimi, halimi senin yerine başkalarının anlaması, başkalarının sahip çıkması onlara, yüreğime dokunuyor.
  Kuşlar geldi sonra. Bulutlar; kuşların konuşma balonları*. Çeşitli şekillerle anlattılar dertlerini onlar da. Sonra, oturdular, düşündüler ve hep birlikte bana üzüldüler. Yapmayın, dedim. Dinlemediler.
  Sonra gökyüzü devreye girip kovdu kuşları. Kovdu da o bulutlar, o uçuşları, o halleri gitti mi gözümün önünden? Tabii ki hayır. Sensiz her dakika biraz daha acınıyor biraz daha yok oluyorum. Anladım sonunda.
  Gökyüzü kafamı dağıtmaya çalıştı ama benden önce kendine bakması lazımdı. Gözleri şişmiş, her yer sırıl sıklam olmuştu. Kentte ıslanmayan tek yer yoktu. Dışarıda olduğunu umut ettik. Gözyaşlarımızla ıslan diye..

 Ve ardından, birden uyandım. O bir rüyaydı fakat dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Hatta penceremden içeri su sızıyordu. Ben de hem terden hem ağlamaktan sırıl sıklam olmuştum. Kalktım, pencerenin önüne bezler koydum, üstümü değiştirdim ve sıcak yatağıma geri döndüm.
  Rüyalarda yanına gelebilmek, sana dokunmak, elini tutmak her şeye bedeldi. Yine seni düşünerek daldım rüyalara..
  Hâlâ inancım var. Belki de yağmur, gerçekten geri verecek buharlaşan sevgimizi...


*: ruh'hu, The God Jr. -Küçük İskender- syf:129

Eski Bir Dost Gibi

  Merhabalarr,  merhabalar efenim. Hoş geldiniz sefa getirdiniz. Nasılsınız, iyi misiniz? Şimdi sizlere benim çokk sevdiğim, Sayın Saadettin ÖKTENAY'ın nacizane parçası olan aşkın kanunu sesledireceğim efenim.. Aşkınn kanunuu yazzsam yenidenn..
 
  Yo, yo hayır. Girişim böyle değil.
 
  Efenim, şimdi nasıl başlanır ki söze? Ben kendi çapında çeşit çeşit yazılar yazan, hayata farklı pencerelerden bakmayı seven, kendi dünyasında yaşayan küçücük bir insanım. İçimdeki ilhama "Dur!" diyemediğim için de git gide artmakta yazılarım. Artık güzel bir ortamda paylaşmak gerekiyordu ki ben de burayı tercih ettim. Bundan sonra düşündüğüm, yazdığım ne varsa buradan takip edebileceksiniz.
  Kendi kendime çok konuştum zamanında ama şimdi zaman; size açılma zamanı.

  Evvett.. Kahveler hazırlansın, bazı yazılar şiddetli aşk içereceğinden çikolata da alınsın ve düşünün ben sizin çok eski bir dostunuzum. Evinize dertleşmeye geldim ve hikayelerimi anlatıyorum.
Hadi, hazırsanız gelin, başlayayım anlatmaya..