3 Şubat 2016

Ev Gibisi(!) Varmış


   Siz de fark ettiniz mi, son zamanlarda açılan mekanlar hep ev ortamını yaşatma çabasında. Barlar, cafeler, parti mekanları... Nereye gitsem ‘ev’e dair bir obje var. Bu yere serilmiş bir halı da olabiliyor, çayın servis edildiği fincan da veya bir koltuk da. Ve bu durum bana evlerimizle olan bağlantımızı sorgulatıyor. Artık evde durmak istemiyor muyuz yoksa gittiğimiz yerler de eve benzesin mi istiyoruz?

 Son günlerde, bu yazıyı yazmama sebep olan birkaç mekanda bulundum. Ve önemsiz gibi duran ama aslında üzerine düşünülmüş olan bazı detaylar bana bu konuyu sorgulattı. Pek çok yerde artık evlerimize dair küçük objeler veya ev havası görmek mümkün. Bu durum bende pek çok soru ve cevaba sebebiyet verdi. Üzerine biraz düşünmek istedim.
Siz de etrafınıza biraz dikkatle bakarsanız, fark edeceksiniz. Yeni açılan üçüncü dalga kahveciler, gündüz cafe-restoran olarak hizmet verip akşamları parti düzenleyen mekanların çoğu artık bu akıma kapılmış durumda. Gerçe bu olaya akım demek ne kadar doğru olur, onu da bilemiyorum henüz. İlerleyen zamanlarda bunu da anlayacağız, daha vakti var.

 Mekan sahibi olanlar için bu durum acaba ‘mekan açıyorum ama evden uzak olmak istemiyorum’ düşüncesiyle mi doğdu? Biz bu mekanları ‘bu akşam eve gitmek istemiyorum ama rahat bir yerde olmak istiyorum’ hissiyle mi tercih ediyoruz? Yoksa son zamanlarda gençlerin ve yaşça daha büyüklerin belki de içinde bulunduğu bu ‘gitmek isteyip gidememe’ veya ‘her şeyden artık çok çabuk sıkılma’ hissiyatı mı bizi o mekanlara yönlendiriyor? Bunun üzerine bir anket yapılsa belki ancak o zaman nispeten doğru cevabı buluruz.
Çünkü artık çoğumuz evlerimizden, kendi zevkimize göre dayayıp döşediğimiz mekanlardan sıkılır olduk. Sürekli başka mekanlar arar olduk. Bırakın evi, müdavimi olduğumuz mekanlardan bile uzaklaşacak hale geldik. Sanırım kendi içimizde yaşadığımız sorunlar, çözmek isteyip çözemediğimiz problemler, zamanın bizi sürüklediği ‘ben neyim ve ne yapmak istiyorum’ gibi cevap buladığımız sorular bizi böyle bir sıkılma durumuna itiyor. İçimizde çözüm bulamadığımız sorunlar oldukça ve bu durumu değiştiremedikçe, elimizde bulunan başka değişebilecek olan şeyleri değiştirmeye çalışıyoruz. Ama bu durumda da evlerimizden yola çıkınca, evi veya komple eşyaları değiştirmek hemen hemen kolay bir iş olmadığı için vakit geçirmek adına eve benzer mekanlar tercih ediyoruz. Veya bir şeyleri değiştirmeye niyetlensek de bir anda kendimizi o iş için yorgun ve bunalmış hissediyoruz ve sonuç yine başka mekanlar bulmaya çıkıyor.

 Düşünün mesela son zamanlarda arkadaşlarınızda, ailenizde kalmak bile, duruma göre rahatsız olsa da, tercih ettiğiniz bir şey mi? Hatta ihtiyaç mı? İki üç günlük hafta sonu kaçamakları, evden, şehirden uzaklaşma isteği.. Hayatımızda yoluna koyamadığımız şeyler yüzünden, çoğu bizim elimizde olmayan sebeplerden, bence bu durum bizim için artık bir ‘ihtiyaç’ haline geldi.
Ve zaman zaman bunları yapamadığımızda şehirde kendimize kaçacak bu küçük noktaları tercih ediyoruz sanırım. Ve bu durum bizim için iyi mi yoksa kötü mü onu da bilemiyorum. Ama umarım iyi olur. Çünkü bu anlık bulduğumuz çözümler, bizi kısa süreliğine rahatlatsa da gecenin sonunda yeniden aynı eve dönünce yerini yine aynı sıkıntıya bırakıyor. Bu durum şayet değişmezse de, çözüm olarak ya bir şeyleri değiştirmeye gücümüz olmalı ya da ‘değişemeyen evimiz’de mutlu olmayı öğrenmeliyiz...


 Not: Bu yazı eve gitmek istemediğim bir gün, eve benzeyen bir cafede yazıldı. Belki de bu mekanlar evi özlediğimizde ama evde olmak istemediğimizde, ‘evden biri olan bizim’ kendi içimize dönmemizi sağlıyordur, kim bilir...