17 Ağustos 2012

Düşünün, Niye...

  Gökyüzü nedir sizin için? Ne geliyor aklınıza?

  Durun tahmin edeyim, eğer Türk olduğunuzu hissediyorsanız buna mantıklı bir cevap bulmaya çalışacaksınız. “Uzay”, “Sonsuz evren”, “Evrenin dünyadan görünen kısmı” vs vs vs…
 He bir de bu cevapları “Dur en bilimsel gözükenini bulayım da ne kadar bilgili olduğumu anlasınlar.” Düşüncesiyle verdiyseniz vahim durumdasınız demektir.

  Bu ülkeye göre her şeyin mantıklı bir açıklaması olması lazım çünkü. Sapıtmak, ilginç düşünmek, farklı pencerelerden bakmaya çalışmak; delilik, kimi zaman geri zekâlılık.
  O yüzden ülkeleri hayal gücünü kullanma yeteneğine göre değerlendirseler biz sonuncu oluruz. Bana göre.

  Gökyüzü sonsuzluktur ya. Bu kadar. Ne bulut, ne yıldız, ne gezegen, ne evren. Son-suz-luk.
  Bu yüzden en büyük hayaller hep gökyüzüne bakarken ortaya çıkar. Bu yüzden bulutları bir şeylere benzetebiliriz. Bu yüzden hep kaybettiklerimiz ‘gökyüzünden bizi izler’. Bu yüzden gökyüzüne bakınca uzaktaki sevdiklerimizin yüzlerini görürüz.
  Sınırsızdır. Her şey olabilir. Her şeyi düşünme yetisi verir bize. Hayal kurmayı öğretir. Ama bize göre gökyüzü sadece gece vardır. Karanlıkken. O zaman bile kafamızı kaldırmaya üşenmezseniz ne âlâ.
  Tabii ülke şartlarını göz önüne alırsak, sizde haklısınız. Bu olası değil. Kaldırımlar, yollar o kadar bozuk ki! İnsanlar o kadar saçma yürüyor ki! Gözünüzü yoldan ayırmak pek mümkün olmuyor, evet. Her daim kendinizi kollamalısınız.
  Biz, ne zaman gökyüzüne bakarız biliyor musunuz? Yaz gelsin diye beklediğimiz halde güneşten yandığımız anda. Güneşe “Ne halt ettik de yaktın bizi bu kadar, insafsız!!” bakışları atarken. Ya da bizden uzun biriyle konuşuyorsak kafamız yukarıdayken arada gözümüz kayar işte.
  Bir sokakta giderken binalara dikkat eden kaç kişi var aramızda? Lütfen dürüst olun.
  He, evet arada binalara da bakıyoruz, hakkınızı yemeyeyim. Ev ararken. Evet, aynen öyle. Kiralık ya da satılık fark etmez. –Ki çoğu insan onu bile yapmadan direkt emlakçılara gidebiliyor. Tercih meselesi tabii, saygı duymak lazım.
  Ya ülkece boyun fıtığı olmaktan korkuyoruz ya da hayal etmekten. Bence sorun, uzakta ve yüksekte olmasıyla gökyüzünde değil. Sorun bizde.
  Arada yolda yürürken kaldırın kafanızı. İleriye bakın. Binalara, balkonlarına, balkonlardaki çiçeklere bakın. Gökyüzüne bakın. Kimi zaman güneş gözünüzü alsın, kimi zaman yağmur damlası gözbebeğinize değsin. Ama yukarı bakmaktan korkmayın.
  Hayal edin, düşünün. En uzakları size en yakın hale getirebilecek ya da uzaktakiyle ortak noktanız olmasını sağlayacak tek şey gökyüzüdür, unutmayın.
  Şimdi açın Google’ı ya da gittiyseniz yurt dışı seyahatlerinizi düşünün. Kaldırımları en düzgün olan ülkeler, en gelişmiş ülkelerdir. Düşünün, niye…

1 Ağustos 2012

Biz 'Adam' Olmayalım

Hiç bir şey olmasın. Beklemiyorum. Hiç bir şey konuşmayalım. İstemiyorum. Yeşillikler içinde bir bank olsun sadece. Orada oturalım seninle. Her şey filmlerdeki gibi olsun. Ben başımı omzuna yaslayayım. Öylece duralım. Saatlerce. Günlerce. Yıllarca.

Seni seviyorum, deme mesela. Oturduğun yerden kalkma, yeter; ben anlarım. Boşuna harcamayalım kelimeleri. Bildiğimiz şeyleri tekrar edip durmayalım. Gelecek nesillere kalsın sözcükler, onların daha çok ihtiyacı olacak.

Senden bir şey istemeyeyim mesela. Öyle çok seveyim ki, yerimden kalkma ihtiyacı duymayayım. Her şey omzunda bulduğum huzur olsun; tüm isteğim, tüm ihtiyacım.

Okumayalım, çalışmayalım. Biz ‘adam’ olmayalım. Biz –bak ne de güzel durdu. ‘Biz’ olalım sadece. Başkaları adam olsun, okusun, çalışsın. Yalnız kalsın. Biz kalmayalım. Sadece ‘ikimiz’  olalım. Benim en büyük kalabalığım sensin çünkü. Ama bunu bilme mesela. Sana hiç söylememiş olayım. Yerimden hiç kalkmam ya, sen bununla anla. Öğren beni. Bil beni. Tek kelime dahi etmeden içimi oku, yaz aklının bir köşesine. Konuşmak lazım gelmez ya, oldu da gelirse anlatırsın işte.

Hiç pişman olmayalım mesela. Çok mu? Bir bankta seninle yıllarca oturmaktan niye pişman olayım ki? Bak ne güzel yeşillikler içinde üstelik! Bir bahar olur, yeşillenir tüm ağaçlar. Yaz desen, etrafta çoluk çocuk, hiç sıkılmayız. E sonbahar hüzünlü olacak tabii biraz. Düşen yapraklarda başkalarını hatırla. Kayıp gidenlerini. Kış desen, offf. Kar, kıyamet, soğuk! Hah, ne fark eder ‘biz’ varız. Omzuna başımı koymuşum oturuyoruz işte. Bize soğuk ne işler?

Hiç seni görmeyeyim mesela. Sadece ‘omzuna başımı koyduğum huzur dolu adam’ ol benim için. Ben de ‘kıvırcık saçlı kız’ olabilirim senin için. ‘konuşmayan, konuşmayı sevmeyen kız’ ya da. Nasıl istersen öyle hatırla beni.
Günlerden bir gün, yorulalım mesela; gözümüzü kırpmamaktan, etrafı seyretmekten. Kapansın gözlerimiz en sonunda. Bu bir sonbahar günü olsun. Ağaçlardan düşen yaprakları izlemekten yorulalım. Geçmişi hatırlamaktan yorulalım. Kayıp, kaçıp gidenleri anmaktan yorulalım. Kapansın gözlerimiz bir anda. Kapkaranlık bir yere koysunlar bizi.
Yerimize başka bir ‘biz’ otursun. Sonbaharda anılan olalım. Kaçıp giden olalım. Biz ayrı kalalım ama sen sadece ‘omzuna başımı koyduğum huzur dolu adam’ ol.