16 Ağustos 2014

Büyük Başkan'a Saygıyla

Dün çok içimden gelen ama daha önce şahit olmadığım bir duygu yaşadım. Bu muthelemen bir camiaya, iki renge duyduğum sevgiden gelen bir şeydi. Ve ortada çok farklı bir büyü vardı. Benimle aynı hisleri paylaşan yüzlerce insanın büyüsü vardı. Ve bir konuda yalnız olmadığını bilmek insana bazen çok özel duygular yaşatabilir. Dün bir kere daha anladım.

Dün, yıllarca Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün başkanlığını yapmış bir adamın cenaze törenine katıldım. Ama belli ki o sadece bir başkan değilmiş. O gönüllerin kralı, adamların hası, yaşayan en kibar erkeklerden biriymiş.

İtiraf etmek gerekirse son birkaç senedir internette onun hakkında hep haberler görüyordum. Ama ne hikmetse bir kere bile açıp okumuşluğum yoktur. İsmen tanırdım. Dün bu yüzden onunla ilk tanışmamız ve ilk elvedamız oldu. Onunla yaşarken tanışamadım ama cenaze törenine gelen onlarca kadın, erkek ve çocuk bana onu çok iyi anlattı. Belki de o zamanlar yaşım küçük olduğu için bilmiyorum, hakkında pek fazla şey hatırlamıyordum. Ama dün bende önemli bir anı bıraktı. Bundan sonra hatırlayacağım tek bir anı, bende onlarca anıya bedel olarak kalacak.

Süleyman Seba adammış ve adam gibi de evlatlar bırakmış. Dün fark ettim ki, tanıdığım pek çok Beşiktaşlı kişinin Beşiktaş’a olan saygısı onun sayesindeymiş. İçlerindeki sevginin büyük bir kısmı aslında kulüpten çok ona aitmiş. Ne mutlu bana ki, yüreğinde aynı benim gibi, aynı bana bu sevgiyi aşılayan babam gibi insanlar tanıyorum. Onlarla beraber tarihi organizasyonlara imza atıyorum.

Bir seneden fazladır babamla Kartallar Beşiktaş Motosiklet Kulübü Derneği üyesiyiz. Şu ana kadar iki tarihi organizasyona katıldım ve ömrüm boyunca tanıdığım herkese gururla, ilk günkü heyecanıyla anlatacağım.

Dün önce motorları Dolmabahçe’ye park ettik. Dolmabahçe Camii’nin önü çelenk dolmuştu. Daha o anda büyülendim. Ben bugün nelere şahit olacağım diye düşündüm. Ardından toplanan ekiple beraber inşaat halindeki stadın girişine geldik. Çünkü cenaze töreni burada yapılacak konuşmalarla başlayacaktı. Stada giriş de o kadar büyülüydü ki! O toprak ve taş dolu yollardan inerken maç anılarım canlandı gözümün önünde. Çarşı’nın sesi kulaklarımda çınladı. Çocukken gittiğim maçlarda, maçı unutup Çarşı’ya bakıp daldığım anlar geldi aklıma. Çocuksun ve karşında çoğu zaman anlamadığın kelimelerle tezahürat yapan kocaman adamlar var. O kadar çocuksun ki onları heyecanla izlerken dönüp babana “Ne diyorlar baba?” diye soruyorsun. Kız çocuğu olmama rağmen maça gitmeyi çok sevmişimdir. Ama izlediğim toplam maç dakikaları, maçı unutup izlediğim çoşkuyla takımı destekleyen adamlardan daha azdır diyebilirim. Neyse, hava dün çok sıcaktı. O stadda dakikalarca güneş altında törenin başlamasını bekledik. Hatta futbolculardan önce yeni stadda ter döken insanlar olduk. Stadın açık olan kısmı dakikalar geçtikçe daha da kalabalık oldu. Ardından Yeni Açık tarafında futbolcular, yöneticiler belirdi. Çok kalabalık olunca açılmayan tribün kısımları açıldı. Ve Kapalının alt tarafında Çarşı belirdi. Hemen gruplanmalar yapıldı ve başladı “Siyah-Siyah-Siyah-Siyah” diye bağırmalar. Bir an düşündüm. Siyah-beyaz olan bu atışma niye siyah-siyah olarak yapılıyor diye. Sonradan anladım. O günün beyaz diye anılacak bir tarafı yoktu.

Yanına, oraya niye geldiğini bilmeyen çocuklarını almış kadınlar, işten izin alıp gelmiş adamlar, yaşlı başlı zor yürüyen insanlar... Her türlü insan oradaydı. Tek bir amaç için. Cenaze arabası geldi, konuşma yapılacak platformun önüne çekildi. Tesadüftü ama platform çok iyi bir yerdeydi. Yeni Açık tribününün önünde, Seba’nın ilk golünü attığı kalenin bulunduğu yerdeydi. Konuşmalar yapıldı ardından bütün topluluk camiye geçti. Hani şu ‘ayakkabılarıyla girdiler’ denilen camiye. Ama biz o sırada onlarla kalamadık. Amacımız başkaydı, başkanı camiye gönderip motorlara atladık ve  doğru Dolmabahçe’deki Bomonti’ye giden tünelin girişine. Kaç saat bekledik hatırlamıyorum. Ama kimseden tek bir negatif ses çıkmadı. Herkes görevini hakkıyla yapmak, o tarihi anı yaşamak istiyordu. Derken kalabalık arttı. Polisler koşmaya başladı. Biz motorlarımızın üstünde hazır bekliyorduk. Önce devlet adamlarından biri geçti. Ama dün benim için o kadar önemsizlerdi ki şu anda kim olduğunu hatırlamıyorum bile. Sadece, biz tünel içerisinde beklerken geçen onlarca polis aracını, korumaları ve inanılmaz hızlı geçişlerini hatırlıyorum.

Ve beklenen an geldi. Amacımız cenaze arabasının arkasında konvoy oluşturmak ve ona mezarlığa kadar eşlik etmekti. O yıllarca gönülden emek verdiği kulübe yapacaklarını yapmıştı. Bir şey yapma sırası bizdeydi. Arabayı görmemizle yola çıkmamız bir oldu. Altı motor aynı anda gaz vere vere geçtik o tünelden. Başkanı selamlarcasına. Tünelden çıktık Feriköy’ün iç taraflarında, artçılar olarak açtık kollarımızı, yaptık kartal duruşumuzu. O ana kadar pek bir şeyim yoktu. Ama sokak aralarına girince, bizi gören pek çok kişi başladı kollarını kaldırmaya. Mezarlığın girişinde onlarca insan aynı şekilde. Yaşlı gözlerle cenaze arabasına bakıp ardından bizi görüp başkana son bir selam verircesine kaldırdı kollarını. İşte o an..  En anlam yüklü sahneydi benim için.

Bundan sonrası zaten fazla üzüntülü toprağa veriliş sahneleri falan filan. Zaten o kadar kalabalıktı ki ben de çok fazla durmadan motorların yanına indim.

Hiç tanımadığın bir adam uğruna, saatlerini harcayabiliyormuş insan. Sırf sevdaları aynı diye. Öğrenmiş oldum.
 

Toprağın bol olsun Büyük Başkan, senden bize kalan miras, çocuklarımıza olan borcumuzdur. Sen rahat uyu. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder