28 Aralık 2012

Sosyal Medyayla İmtihanımız

                                                
 Bazen sosyal medyadan boğuluyorum. Evet, bir genç olarak bunu diyebilmem şaşırtıcı gelebilir size ama bu cidden doğru. Ve benim gibi birçok genç var. Yalnız değilim yani.

 Her dakika bir şey yazmak zorundaymış gibi hissetmek, kiminle nerede olduğunuzu bildirmek, düşüncelerinizi paylaşmak ve bazen çok saçma tepkilerle karşılaşmak herkes gibi beni de yoruyor ve boğuyor artık.

 Kim boğulmaz ki? Son olaylarda, etkinliklerde kısacası hayatın her alanında sosyal medyanın izlerini taşıyoruz. İlişkiler orada başladığı gibi orada bitiyor. Son bir kez el ele tutuşmadan, yüz yüze bakmadan biten pek çok ilişki bunun örneği olsa gerek. Kavga sebepleri hep sosyal medyadan. Yazı yazdın ve arkadaşın görmedi mi? Eyvah. Sevgilinle fotoğrafını koydun ve o bunu fark etmedi mi? Eyvah ki ne eyvah.

 Oysa çok uzağı değil, sadece 2-3 sene öncesi böyle miydi? Facebook kendi geyiğinde, Twitter kendi âlemindeydi. Hatta insanlara 'Twitter' dediğinizde "Ne ki o ki ?" diyen bakışlarla karşılaşırdınız. O zaman da açıklamak ayrı bir dertti tabii.

 Daha düne kadar telefon kullanmayı sevmeyen insanlar şimdi "Ay şekerim dün Twitter'da ünlülerin kapışmasını gördün müü? Nasıl laf attılar birbirlerine yaa." şeklinde konuşmakta. Telefonlar, en çok ‘internete rahat girebilme özelliği’ bakımından karşılaştırılıp seçilir oldu. Ve o telefonların da ellerden düşmemesi cabası.

 Belki de beni en çok boğan bu tür insanlardır, emin olamıyorum. Sosyal medyada olmaması gereken o kadar çok insan var ki! Ama hayattan atamadığımız gibi oradan da atamıyoruz maalesef. Neyse ki blok, spam veya sadece onları takip etmemek, ekleşmemek seçeneklerimiz var da çözüm olabiliyor az biraz. Ufak bir tavsiye: öyle insanlar gördüğünüz anda beklemeden, arkanıza dahi bakmadan koşarak uzaklaşın oradan. Bu herkesin yararına olacaktır.

 Heh ne diyorduk, sosyal medya sıkıyor. Evet, hem de çok. Sıkıldım çünkü etrafımda herkes 'sosyal medya uzmanı' kesildi başıma. Değişimler en çok aile içinde görülüyor. Benim gibi fark eden birileri mutlaka vardır aramızda.
Senelerdir 'telefon seven bir nesil' olarak yetiştiğimiz için telefonlar da ellerimizden düşmezdi. Ve her defasında "Bırak artık şu telefonu elinden!" cümlesini duymadan rahat etmezdik. Ama şimdi öyle mi ?
Herkes o kadar içine girdi ki teknolojinin, kimse laf edemiyor. Çünkü o sırada kendi telefonlarıyla, internet hesaplarıyla boğuşuyor oluyorlar! Yani artık adam akıllı bile laf işitemiyoruz...

 Sonra, bir de son dönemlerin gözdesi Whatsapp var. Genç yaşlı her yaştan insan Android veya Mac uygulamalı telefonlara yönelince mesaj atma bir kenara bırakıldı, Whatsapp baş tacı yapıldı. Yani mesaj paketleri OUT, internet paketleri IN oldu bir nevi. Artık bana mesaj atan birine günler sonra döndüğüm oluyor. Çünkü elimin altında değil. Gözüm görmüyor, kafa unutuyor. Ama Whatsapp'tan yazsın, anında cevap. Garantisini veriyorum bakın. Hiç şaşmaz.

 Bilenler bilmeyenlere anlatsın, en çok laf edilen özellik de 'Last seen' mevzusudur. Ah o Last seen kaç ilişki bitirdi, kaç ilişki başlattı kim bilir! Zamanında Facebook nasıl ilişkinin odağıysa şimdi de aynı şey Last seen için geçerli, yüzde yüz.
 "Sen o saatte Whatsapp'tan kiminle konuştun aşkım?", "Bak çevrimiçisin bana cevap vermiyorsun.", "Yazıyor gözüküyorsun ama bana bir şey gelmiyor aşkım, kime yazıyorsun sen?" gibi cümleleer, cümlelerr...
Yok artık demeyin, bizzat gördüm, duydum, biliyorum.

 "Bizim zamanımızda böyle miydi?" dediğinizi duyar gibiyim. Hatta birçok anne baba da bu döneme ayak uyduramadığı veya anlam veremediği için neredeyse her gün, bu sözleri sarf ediyor. Sizin zamanınızda mektup varmış. Mektup bekleme heyecanınız çok değerliymiş, günler sürermiş. Bazen telefon edebilmek için bile saatlerce beklediğiniz olurmuş.
Hepsini duyduk vallahi.

 Bu açıdan bakınca gelişen teknoloji elbette güzel şey. Ama doğru insanların elinde. Ben de yüzde yüz doğru kullanıyorum diyemem. Ama birçok yanlışı ve saçmalığı gördükçe kendime dikkat ediyorum diyebilirim.

 Bir de orada dokunulmaz olduğunu sananlar var. Herkese laf atmalar, bin türlü şey paylaşmalar, yazdıklarında bi’ samimiyetsiz hava… Yahu oradaki de sensin, kanlı canlı karşımda oturan da. Ne gerek var çift kişiliğe bürünüyorsun ? Neysen ‘O’ ol işte.

 Herkes Twitter’da fenomen olma derdinde mesela. Facebook bir bakıma üvey evlat muamelesi görmeye başladı ya da 40 yaş üstü ‘gençler’e bırakıldı. Ama o yaşlıgençlerin Twitter’a karışanları da oluyor ne yazık ki. Ünlülere, yazarlara, çizerlere laf atmak, yazdıklarına yorum yapmak ise en büyük hobilerinden.

 Hâl böyle olunca insana fazlasıyla bir bıkkınlık geliyor. Bazen önceden yazdığımız şeyler yüzünden konuşacak konu bulamayacak duruma geliyoruz.
-İşte ben de geçende partid..
-Evet evet gördüm Twitter’a yazmışsın. Fotoğrafın da çok hoş olmuş.

Lafı insanın ağzına tıkıyorlar resmen. Tekrarlara tahammülü yok artık kullanıcıların. Haberler deseniz anında milyonlara ulaşıyor yani anında tükeniyor. Bu teknolojiyle yaşamak zor iş üstadım. Çağımızı mı kolaylaştırıyor yoksa bizi daha çok mu yoruyor belli değil.

Benden size naçizane bir öneri daha; siz olabildiğince az etkin olun. Ama çok şey okuyun.


Not: Tüm bunların yanında sosyal medyayla özellikle Twitter’la sağlanan pek çok yardım, etkinlik veya haber duyurularına asla lafım yok. Bizzat ben de oradan besleniyorum. Ama yazının konusunu sosyal medyadan bıkkınlık olduğu için bulaşmadım, yanlış anlamasın…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder