11 Kasım 2016

Komşu Çocuğu

     Sizce de İstanbul fazla küçülmedi mi? Ama bir o kadar da büyüdü sanki. Bazen üzerine ayak basan herkesi yutacak kadar kocaman bir canavar, bazen herkese kucak açabilen kocaman bir anne gibi davranıyor son zamanlarda.

 Şöyle etrafınıza bir bakın. Oturduğunuz semti, gitmeyi sevdiğiniz mekanları, önceden gidip de artık uğramadığınız yerleri bir düşünün mesela.  Nereler değişti? Nereler aynı kaldı? Bu sorunun cevabını kolayca verebilirsiniz. Çünkü değişen o kadar fazla yer var ki! Aslında bu değişim uzun zamandır var. Ama bu denli fark etmemiz zaman aldı diyebilirim. İstanbul üzerinde dönen piyasalaşmanın, markalaşmanın ve olanı berbat etmenin haddi hesabı yok artık.

 Mesela eskiden beri İstanbul’un bazı semtleri hep revaçta olurdu. Beşiktaş, Kadıköy, Taksim, Bakırköy, Bebek gibi. Arada da farklı işletmelerle canlanan, adından söz ettiren yerler çıkardı. Galata, Karaköy, Moda, Cihangir gibi. Ama artık tüketim çağında öyle bir noktaya geldik ki! İstanbul’un her bir semtinin belli bir süreliğine dikkatler üzerine çekiliyor. Sosyetik, medyatik insanlar oraya götürülüyor, bizim gibi insanlar da merakından gidiyor. Sonra bir bakmışsın, o cafelerin havası sönmüş, şaşası gitmiş, sadece mahalle arasında tatlı bir cafe olarak kendinden söz ettirir hale gelmiş. Bazı dükkanlar değişmiş, butikler para kazanamadıkları için fiyatlarını iyice arttırmış. Ve belli bir süre sonra tekrar bakıyorsun, bu sefer ön plana atılmış başka minik bir semt. Sanki ihtiyaç sahibi minik topluluklar var da onlara para yardımı yapmak için oradan oraya koşuyormuşsun gibi. Ama bu sırada değişen ve bence çoğu zaman gerileyen sadece İstanbul kültürü oluyor. Bu kadar zengin bir dokusu, tarihi varken her yeri zamanla aynılaştırıyoruz artık. Evet biz de yapıyoruz bunu; sadece yeni dalga kahvecileri veya minik ama lüks restoranlar değil. Her yerin aynılaşmasına izin veriyoruz bir nevi. Önce önümüze sunulan bir yeri kabul edip sonrasında çok çabuk ondan sıkılıyor ama yerine yenisi konan bu mekanlarda çok da farklılık olmasın istiyoruz. Veya maddi açıdan herkese kucak açan ortamlar olmadığı için belli bir kitleye hitap etmeye başlıyor. Örneğin Karaköy mesela. Evet değişti, güzel de oldu, bu açıdan lafım yok. Ama sırf oradaki mekanda oturacağım diye ödeyeceğim hesapla iki gün bambaşka yerlerde gezebilirim.

 Bu aralar özellikle herkesin dilinde olan İstiklal ve Bağdat Caddesi’nden bahsetmiyorum bile. Çünkü bırakın gitmeyi, bu değişime şahit olmak, her geçen gün daha da kötüleştiğini görmek bile bana fazlasıyla üzüntü veriyor. Çocukluğumun geçtiği yerleri böylesi karanlık hallerde görmek.. Hani bize de hep anlatılan o eski İstanbul var ya. Öyle bir şey. Yenilendi, yeni bir çağ başladı ve “Eski hali yok evet ama artık böyle kalır.” diye düşündüğümüz her yer daha biz yaşlanmadan ‘eski’ sıfatıyla anılır oldu.

 Ve böyle bir ortamın, piyasanın içinde her daim ve her insana kucak açan belli başlı birkaç ilçe kaldı artık.  Kadıköy, Beşiktaş ve Bakırköy. Çünkü parası olan da gidiyor olmayan da. Adeta küçük İstanbul gibiler. Her kültürden insanı içinde barındırabiliyorlar. Çok lüks yerlerde çok güzel yemekler de yiyebilirsiniz, çok ucuza gardolap düzecek şekilde alışveriş de yapabilirsiniz.

 Ama sanırım tüm bunların içinde, İstanbul bize hep komşu çocuğu gibi gelmeye de devam edecek. Yanımızdayken şımarıklığından sıkıldığımız ama uzaktayken de suretini çok özlediğimiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder