19 Nisan 2017

Hoşgörü(süz)

     Bizim ülkemiz ne zaman bu kadar yobaz insanla doldu? Ya da ne zamandan beri dinimize, inanış şeklimize herkes, istediği zaman, istediği yerde laf edebilir oldu? Bulunduğumuz İslam coğrafyası içinde, bu dini bu zamana kadar ayrı ve özel kılan hep hoşgörüsü değil miydi? Ne oldu da bu hoşgörü yeteneği kayboldu?

     Malumunuz, sanat tarihi okuyan bir genç var karşınızda. Bizim dersler için yazmak neyse görmek de odur. Fotoğraflar veya yapılar olmadan anlamsızdır. Hele ki gezmeden! Bu sene aldığım müthiş bir ders var: Klasik Dönem Sonrası Osmanlı Mimarisi. E biricik öğretmenimiz de bizi ders kapsamında işlediğimiz yapılara götürüyor her hafta. O müthiş boyutlardaki yapılar altında eziliyor, bir sanat tarihçisi olsak dahi “Yahu adamlar nasıl yapmış bu yapıları?” demeden edemiyoruz. Büyülü atmosferlerini tarif etmem zaten imkansız. E bir de azıcık yapının dilinden de anlayınca bu geziler tadından yenmez oluyor haliyle.

     Geçen haftaki rotamız önce Şehzade Camii, ardından Süleymaniye Camii’ydi. Şehzade’yi gayet güzel gezdikten sonra Süleymaniye’ye geçtik. Daha caminin iç kısmına adım attık ki güvenlik görevlileri(!) bana direkt İBB baskılı muazzam mavi eteklerden uzattı. Hatta abartmıyorum, eteği giymemi emretti. Eteği aldım, altımda kot pantolon olduğu için veriyorlar sandım ve arkadaşlarıma da rahat bir şekilde etek verebilsinler diye kenara çekildim. Fakat benden başka kimseye etek vermediler. Sebebini sorduğumda ise “Sizin pantolonunuz yırtık, dizleriniz açık olamaz.” dedi yine sert bir tavırla. Bu sırada arkamdan camiye giren arkadaşıma ise “Hanımefendi kafanızı kapatır mısınız?” diyerek gayet yüksek bir sesle ve yine emredercesine bağırdı. “Tamam kapatıyorum sakin olun.” diyen arkadaşıma ise verdiği cevap şuydu “Girmeden kapatacaksınız! Girince bir anlamı kalmıyor.”

     Şimdi bu iki cümle ve iki niyet arasında çok net farklılıklar olduğunu düşünüyorum şahsen. Öncelikle, böylesi önemli dinsel yapılarda, belli bir takım kıyafet kurallarının olmasına kesinlikle karşı değilim. Ama bu kuralı neden bir güvenlik görevlisi uyguluyor? Neden böyle bir tavırla uyguluyor? Hadi uyguladı, mizacı sert diyelim, her gün bir sürü insan geliyor hepsine aynı şeyi yapmaktan yoruluyor diyelim. Ama bunun ‘anlamı’ ona mı kaldı cidden? Ben daha çok saygı duyarım, avludayken bile başımı örterim, o daha az saygı duyar (veya unutmuştur, her neyse) içeri girince örter. Bunun karşılığı bu şekilde tepki almak mıdır? Kaldı ki, benim niyetimi, saygımı, hissiyatımı sorgulamak ona mu düştü? Yapmayın ya. Gözünüzü seveyim.

     Zaten son zamanlarda ülkemizde herkes dindar ve dindar olmayan şeklinde sadece iki kalıp varmış gibi yargılanıyor. Bazen belki de istemeden biz bile aynı şeyleri düşünüyoruz. Ama böylesi önemli, turistik ve manevi değeri yüksek olan yerlerde bu sahnelerle karşılaşmak insanı gerçekten üzüyor.


     Sonrasında yurt dışında gittiğim dini yapıları düşündüm mesela. Kimisinde aynı şekilde kıyafet kuralları ve görevlileri var, kimisinde ise sadece girişte bir sepette bırakılmış etekler. Ve çoğu da gayet iyi niyetli davranıyor. Bu oranın kuralıysa zaten yapılacak ama sen niye bana bunu çile haline getiriyorsun ki? Yani yazık değil mi, o güzelim yapı hakkında çok daha güzel, çok daha tarihi şeyler konuşabilecek, yazabilecekken bunları konuşuyor olmamıza? Bence yazık. Yapmayın. Bizi dinden, bizi kendinizden, bizi hayattan soğutmayın artık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder